Zamana Yenilmeyen Sevgi

Zamana Yenilmeyen Sevgi

Şimdi kırk yaşında, göz altı kırışıklıklarına sahip saçları hafif beyazlamış orta yaşlı bir kadınım… Evlendiğimde on beş yaşındaydım, gençtim, saftım ve de heyecan dolu. Ailemin durumu pek iyi değildi evlendirdikleri adam benden sadece üç yaş büyüktü. Onu daha ilk gördüğüm an tutulmuştum adeta. Öyle güzel bir gülüşü vardı ki, öyle içten ve samimi… Sımsıcak mavi gözleri vardı. Ailemin benim isteğimi sormadan biriyle evlendirecek olduklarını öğrendiğimde bile içimde bir kıpırtı hissetmiştim. Sanırım hayatımın aşkı ile evleneceğimi daha on anlamıştım.. Ama her şey istediğim gibi olmamıştı. Onu öyle çok seviyordum ki, çocuk aklımla ona bir eş, kadın olmaya çalışıyordum. Oda beni sevmişti, en azından ben öyle sanmıştım. Çok iyi bir baba çok iyi bir eş olmuştu bana. Ama her zaman içine kapanık ve sessiz biri olmuştu.. Başlarda karakterine vermiştim, ağır başlı biriydi. Taki evliliğimizin ikinci yılı o mektubu bulana kadar.. Eski sevgilisinden yazılmış bir mektup.. Sözleri o kadar dokunaklıydı ki, kıskanacak hali bile bulamamıştım kendime..

Sevdiğim..

Evleniyorsun, oysa her zaman ikimizin bir geleceği ailesi olacağını düşünmüştüm. Hiçbir zaman ayrılmayacağız sanmıştım.
Her zaman yanımda olacaksın, sıcacık ellerinle ellerimi tutacaksın sanmıştım. Biliyorum hala beni sevdiğini biliyorum. Çünkü sen merhametli, sadık bir insansın. Bana bakışlarını nasıl unutabilirim ki? Her gece rüyalarımda, her gece hayallerimdesin. Kim bilir şimdi o kızın kollarında onun yatağındasın.. oysa ben her gece, her gece senin düşlerinle başımı yaslıyorum yastığa.. her gece senin nefesinle gözlerimi kapıyorum. Hatırlıyor musun, beni sevdiğini söylediğin ilk günü.. Nasılda mutluyduk, nasıl fuar standı da huzurlu… dudaklarından dökülen o iki kelime hayatıma anlam katmıştı.. hayır, benim hayatım sendin.. sensiz yetim kalan bir çocuk gibi hissediyorum kendimi.. Biliyorum sende unutmadın beni.. nasıl unutursun ki? Nasıl unutabiliriz.. Göğsümde uykuya daldığın geceleri.. Güneşin ilk ışıklarıyla uyanışımızı..Çapaklı gözlerle gülümsemiştin bana, her saniye daha da aşık olmuştum sana..
Ama şimdi…
Artık benim değilsin, birbirimize ait değiliz. Mutlu ol sadece. Benimle yada bensiz sadece mutlu ol…

Yağmur

Yağmur…. Bu isim hiçbir zaman hafızamdan silinmedi, hala dün gibi hatırlıyorum o mektubu bulduğum akşamı. Ona söyleyemedim, belki eşyalarını karıştırdığımı düşünür diye.. belki de… duyacaklarımdan korktuğum için.. İçime attım hepsini biriktirdim teker teker.
Bir yaz akşamı ilk defa beni dışarı çıkarmıştı.. Evliliğimizin üçüncü yılıydı. İlk defa bana her zamankinden daha yakın gibiydi. Ama ben gene öyle sanmıştım.. Gülen yüzlerle eve döndüğümüzde kapının önüne bırakılmış bir zarf bulmuştuk. Merakla zarfı eline alıp açmıştı bir yandan da bana gülümsüyordu. Zarftan uzun siyah saçlı, çok güzel bir yüze sahip kadın fotoğrafı çıkmıştı… Dakikalarca fotoğrafa baktı, elleri titriyordu.. O an anlamıştım. O kadın yağmurdu..Hiç bir sormadım, soramadım. Onu kaybetmekten korkuyordum. Onunla görüşmediğini biliyordum ama unutamadığı aşkı… canımı çok yakıyordu. O gece hiç uyumadı. Sabaha kadar camdan dışarı baktı, elinden sigara hiç düşmedi. İç çeke çeke, uykuya daldım…. On beş gün sonra hamile olduğumun haberini aldık. Sanki dünyalar bizim olmuştu. O içine kapanık sessiz adam hayat dolu neşeli biri haline gelmişti. Benimle ilgileniyor, süprizler yapıyordu.. Gözleri ayrı bir bakıyordu, mavi gözleri… sonu olmayan bir okyanus gibi ilk günkü heyecanım gibi beni hep içine çekiyordu. Onu gerçekten çok seviyordum…

Bebeğimizi kucağıma aldığım ilk gün onun çalışma odasını bebek odasına çevirmiştik. Güzeller güzeli babasının gözleri almış bebeğim…, mışıl mışıl kollarımda uyuyordu. Onu yatağına yatırmadan önce güzel kokusunu içime çektim. Odadan tam çıkacak iken kütüphane arasında bir defter dikkatimi çekti. Küçük deri bir defter.. Kütüphanenin arasında öylece sıkıştırılmış duruyordu. Daha önce dikkatimi hiç çekmemişti. Ağrılarımı yok sayarak eğildim ve saklanıldığı yerden defteri aldım. Aklımda hiçbir şey yoktu.. ta ki defterin bir günlük olduğunu anlayana kadar.. İlk başta hayatımın aşkı, eşimin günlüğü sandım oysa değildi… İlk sayfada Yağmur yazması her şeyi anlatıyordu. Bu o kadının günlüğüydü.. eşimle ilk çıkmaya başladığı günden beri yazdığı günlük… Sayfaları okudukça bunalıyor içimde büyüyen bu boşluğu hissediyordum. Göz yaşlarım oluk oluk akarken son sayfaya geldim….

Eşimin kara kalem ile çizilmiş portresi..ve altında da o kadının imzası.. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Başka bir kadının hayali ile yıllarca yaşamıştım.. ama artık dayanamıyordum.
Gene sustum, bir şey diyemedim….
Ne diyebilirdim ki…
Tam beş yıl sonra ikinci evladımızı kucağıma aldım… bu süre zarfında o kadının başka bir anısına rastlamamıştım. Ama hala mektup ve günlük yerinde öylece duruyordu. Resmini ise cüzdanına koymuştu.. Ben görmüyorum bilmiyorum sanıyordu…

Bir başkasının hayaleti ile yaşamak gibiydi bu… Tam anlamıyla aşkı tadamamıştım… Kafamı eğip görmemezlikten gelmek ızdırap gibiydi..

Otuz beş yaşıma bastığım gün artık bunların hiç birini sorun yapmıyordum, alışmıştım.
20 senedir onun karısı, eşi, hayat arkadaşıydım. Kimi zamanlar çok yakın, çoğu zamanlar ise bir yabancı gibiydi bana…
Ta ki o haber gelene kadar…
Telefonu uzun uzun çalmıştı. Uyuyordu… tekrar çalmaya başladığında dayanamamış açmıştım..Ben daha bir şey diyemeden bir kadın konuştu. Başta yağmur sanmıştım oysa..

“Bu haberi vermek benim için çok zor ama, yağmur dün gece öldü”.

Telefonu nasıl kapadığımı bilmiyordum. Boğazıma oturan yumru adeta bir bıçak gibiydi. Nefes alamıyordum, konuşamıyordum.. Ona bunu söylemek çok zor olmuştu, ama söylemek zorundaydım, bilmeye hakkı vardı.. Verdiği tepkiyi ömrüm boyunca unutmayacağım.. Bana, sen yağmuru nereden tanıyorsun diye sormamıştı bile.. günlerce odasından çıkmadı.. Tek bir göz yaşı bile dökmemişti. Kaç sabah kilitli kapının önünde yalvarmış, sabahlamıştım..Ama o hiç kapıyı açmadı. Sonsuzluğunun önünde beklemek gibi bir şeydi.. yirmi birinci günün sonunda artık dayanamıyordum. Ondan bir cevap alamamak ölümü beklemek gibiydi.. Gerçekten de ölümü beklemekmiş. Kapıyı kırdığımızda onu kendini asmış olarak bulduk… Boğazı mosmor gözleri ise bembeyazdı.. O mavi derin gözleri bembeyaz… O an anladım ki yıllar süren evliliğimiz boyunca beni hiç sevmemişti.. O aşkını içinde sessizce yaşamıştı tıpkı kendisi gibi… Hayatının aşkına kavuşmasını engellemiştim ama elimden tek bir şey geliyor, Yağmurun mezarının yanına yaptırdım mezarını …

en büyük aşkınla yan yana olmanı istedim, seni gerçekten çok sevdim, hep yanımda olan ama kalbi başkasına adanmış olan eşim…, ailen seni hep sevgiyle ve özlemle anacak. Senin O’nu sevdiğin aşkla bende seni sevdim aşkım.

Umarım Beğenirsiniz :)

Kategori : Aşk İlişkileri

Yorum Yazın