Layf Goğz On (2)

Layf Goğz On (2)

Evimde geçiriyordum nekaheti. İnsan hastalandığı zaman, kurgusal gerçekliğe (film- tiyatro- televizyon), o filtreli gerçekliğe geçiş yapmayı gerçekten arzuluyor. Böylelikle acıların çabucak dinmesini istiyor. Umberto Eco, bir eserinde tam tarih ve tam yer adı geçirdiği bir yangından bahsettikten sonra, bir okurundan, "O gün, o saatte, o sokakta öyle bir yangın gerçekleşmemiş!" terslenişinde ve cevap bekleyen bir mektup almış. Yazar ile okur arasındaki 'kurgusal' anlaşma da bu aşamada devreye giriyor. Yazarın biri beni alsa şu an ve acılarımdan kurtarıp kırlarda koşan bir adama dönüştürse, ne iyi olurdu; diye diye ben hastalığı yendim, ev sıcaklığının da yardımıyla. Kitap mitap bile okudum. Genel bir 'dayak yorgunluğu' haricinde, acılarımdan da kurtarabilmiştim kendimi.

Sonraki sürecin sancılı olacağını sanmazken, Eco'ya bulaşan o atraktif okur, bu sefer beni rahatsız etmeye başladı. "Sen hani hastaydın, canın yanıyordu? Hemşire seni kitap okuyup gülerken görmüş!" diye beni sıkıştırmaya kalkıştı. Tek refakatçim olduğu ve yemeğimi yedirdiği için kendisine minnettardım ama, bu kadarı da fazlaydı. "Sen ne metal stand geziyorsun milletin kurgusunda- gerçekliğinde, işin gücün yok mu senin?" deyip tabaktaki patates püresinden bir parça alarak, kaşıkla suratına çaldım. "Bekle..." deyip vurdu kapıyı çıktı. 10 dakika sonra geri geldi. "Bekle" dediği için çok gerilmiştim ve her şeye hazırlıklıydım veya hazırlıklı olduğumu sanıyordum. Meğer, herifin manyaklığı, 'ilgi çekici' seviyedeymiş: Yakındaki bir pastaneden pasta alıp benim yüzüme çarpmak için geri gelmişti. Ne kinci bir orospu çocuğuydu! Pastayı minik aktör neşesiyle yüzüme yapıştırdı ve bu yetmezmiş gibi bir de pastalı yüzüme tükürüp öyle gitti. Sadece gitmesine sevindiğim için, şahsi temizliğimi bu coşku içinde gerçekleştirdim. Bir daha da, şükür ki, kendisinden haber almadım.

Başka bir şeyden haber almak istercesine televizyonu açtım. Bir spor kanalında körling müsabakası vardı. İzlemek istedim, ama izlemedim. Zap yapmak istiyordum. Şu an bir körling maçı izlersem, bu sporu sevmekten ve bu zevki bir 'yaşam tarzı' olarak benimsemekten korkuyordum. Hassas bir dönemdeydim ve kendime dikkat etmem gerektiği kadar, bu dönemdeki seçimlerime de dikkat etmeliydim. Dayak, beni yavru kedi gibi yapmıştı.

Bir süre zapladıktan ve birtakım kanalları daha programı görmeden çevirdikten sonra, gurbetçi bir kanaldan para dağıtılan bulmacalı bir programa denk geldim. Ekrana dikkatlice baktığımda, 5 harfli bir kelime olduğunu gördüm; bu kelimeyi tahmin edebilene 17.000 € ödül biçmişlerdi. Biraz izleyip anlamaya çalıştıktan ve bilemeyen sayısı arttıkça, "Binlerce 5 harfli kelime var lan!" diye çaresiz kalmış bir define avcısı gibi veryansın ettikten sonra, kelimenin başından bir harf açtılar ipucu olarak: "D _ _ _ _"

Kelimenin bu ipuçlu halini görür görmez yayına bağlanıp, "Dayak!" diye bağrmam bir oldu. Tek 'hareket'in ses olduğu bu ortamda (programda), civelek gibi olan geveze sunucunun da çığırışıyla bir kıyamet koptu. Cevabı bilmiştim. Alkışlar banaydı. Hemen gaza gelip; 'hayatımın başka hangi anında yapacağım ki bunu' diye düşünerek "REJİ'deki arkadaşlara adresimi bırakıyorum o zaman ben, evime yollayın parayı, REJİ müsait di mi?" dedim. "Daha bitmedi ki," dedi civelek kız, "İkinci tura geçtin sadece." Canım sıkılmıştı. Demek ki, programı tam takip edememiştim. "REJİ, doğru mu bu?" diye sordum kızı silip. Kız program kurallarını bildiğini anlatıyordu, ama ben, "Patronun yok mu?" umursamazlığında, daha yüksek merciden cevap bekliyordum.

Her şey tam da bu anda çirkinleşti-ği kadar komikleşti de. Sunucu kızın o an elindeki tek varlığı olan egosu ve (programdaki) hakimiyetini silmeye kalkışmam üzerine, bu büyük ve lanetli ağızdan, adeta bardaktan boşanırcasına bir çemkirme çıktı. Fakat aynı anda, sesi zaten tamamen kısık olan televizyona baktım ve gözleri pörtlemiş bir manyak, el kol hareketleri yapıyor, kıpkırmızı oluyor ve de en önemlisi, bunların hepsini bana yapıyordu. Telefonun ahizesini de duyamayacağım kadar uzaklaştırdım. Bir gülmeye kapılıp gittim. Telefonu kapatıp programı daha bir iştahla izlemeye başladım. En son kızdan bir 'allahından bulsun' işareti gelince kapattım televizyonu.

Televizyonu kapatıp kendi kendime hala olaya gülüyorken kapı açıldı. Körling oyuncusu kıyafeti giymiş halde 'o okur' geldi. "Yine gülüyorsun, allahın belası herif, yine gülüyorsun! Nasıl hastasın sen?" diye çıkıştı bana. Daha çok gülmeye başladım. Gülmekten uyuyakalmışım.

Kategori : Özel Günler & Hijyen

Yorum Yazın