Güzelliklere Doğru

Güzelliklere Doğru

Utanmıyordu, gurur duyan bir hali vardı. Avuçlarının içini öpüyordu annesinin. Gözlerini öpüyordu acısını görmemek için. Kokusunu içine çekiyordu da sanki burun deliklerinden içeri cesaret sızıyordu. Yoksulluk sızıyordu ciğerlerinden içeri. Aldığı her nefeste daha da çok hissediyordu acısını çaresizliğin, bilmeden..

Ali beş yaşındaydı. Kumral tenine oturtulmuş iki iri yeşil gözle, ev sahiplerini süzüyordu. Kız cetto eva gındı, kırgındı hayata. Yorgundu daha bu küçük yaşta. Aç uyuduğu günler oldu, susuzluğu bildi kimi zaman. Her türlü yoksulluğu yaşamıştı ama hiç gecenin bir vakti sokakta kalmamıştı. Öksüzlüğü iki ay kadar önce aldı koynuna sessizce. Babasını maden ocağındaki bir patlama sonucunda kaybetti, ama o bunu henüz bilmiyordu. Ağlıyordu annesi, utanıyordu: ''Etme bey!'' diyordu. ''Sokaklara koyma bizi bu soğukta, önümüz kış. Ne yapar ne ederiz, nereye gideriz bir başımıza.?'' Ev sahipleri onları duymuyordu elbet. Duymuş olsaydı kapıyı yüzlerine kapar mıydı hiç?

Eşini kaybettiğinden bu yana Ayşe kadın ne yaptıysa eline üç beş kuruştan ötesi geçmemişti. Etraf evlerin merdivenlerini siliyordu. Ama eline geçen para, minik oğlunun tok uyumasından başka bir işe yaramıyordu. Bu nedenle oturdukları evin kirasını iki aydır ödeyememişti. Yirmili yaşların sonunda, gençten bir kadındı. Sırtında yamalı yeleği, omuzunda en derin acılardan bir demet yük, oğlunun elini tutarak yürümeye başladı geceye doğru. Eşinin yokluğunu ilk kez bu kadar içten hissediyordu. Şimdi burada olsaydı, acılarının ellerinden tutsaydı, onunla birlikte başı dik terketmez miydi bu sokağı? Ama yalnızdı işte, çaresizdi. Yanında ona muhtaç minik bir beden, öylece yürüyorlardı..



Kategori : Aile & Toplum

Yorum Yazın